Secde Suresi okunuşu, Türkçe meali ve anlamıyla bu sayfada sunulmaktadır. Secde Suresi, Kur’an-ı Kerim’in 32. suresi olup toplam 30 ayetten oluşmaktadır. Mekki dönemde inen bu sure 21. cüzde yer alır, “Secde” anlamına gelmektedir.
Secde Suresi Okunuşu, Arapçası ve Türkçe Meali
Secde Suresi okunuşu aşağıda tüm ayetleriyle verilmiştir.

| Ayet | Arapça Yazılış | Türkçe Okunuş | Türkçe Meal |
|---|---|---|---|
| 1 | الٓمٓ۠ | Elif-Lâm-Mîm | Elif, Lam, Mim |
| 2 | تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ لَا رَيْبَ ف۪يهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ | Tenzîlu-lkitâbi lâ raybe fîhi min rabbi-l’âlemîn | Şüphe götürmeyen Kitap, Alemlerin Rabbi'nin indirdiğidir |
| 3 | اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۚ بَلْ هُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَٓا اَتٰيهُمْ مِنْ نَذ۪يرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ | Em yekûlûne-fterâh(u)(c) bel huve-lhakku min rabbike litunżira kavmen mâ etâhum min neżîrin min kablike le’allehum yehtedûn | Onu peygamberin kendisi uydurdu" diyorlar, öyle mi? Hayır; O, senden önce peygamber gönderilmemiş olan bir milleti uyarman için sana Rabbinden gelen bir gerçektir. Belki artık doğru yolu bulurlar |
| 4 | اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۜ مَا لَكُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا شَف۪يعٍۜ اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ | (A)llâhu-lleżî ḣaleka-ssemâvâti vel-arda vemâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin śümme-stevâ ‘alâ-l’arş(i)mâ lekum min dûnihi min veliyyin velâ şefî’(in)(c) efelâ teteżekkerûn | Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden Allah'tır. O'ndan başka bir dostunuz ve şefaatçiniz yoktur. Düşünmüyor musunuz |
| 5 | يُدَبِّرُ الْاَمْرَ مِنَ السَّمَٓاءِ اِلَى الْاَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ اِلَيْهِ ف۪ي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُٓ اَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ | Yudebbiru-l-emra mine-ssemâ-i ilâ-l-ardi śümme ya’rucu ileyhi fî yevmin kâne mikdâruhu elfe senetin mimmâ te’uddûn | Gökten yere kadar, olan bütün işleri Allah düzenler, sonra, işler sizin hesabınıza göre bin yıl kadar tutan bir gün içinde O'na yükselir |
| 6 | ذٰلِكَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُۙ | Żâlike ‘âlimu-lġaybi ve-şşehâdeti-l’azîzu-rrahîm | O, görülmeyeni de görüleni de bilendir, güçlüdür, merhametlidir |
| 7 | اَلَّذ۪ٓي اَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَاَ خَلْقَ الْاِنْسَانِ مِنْ ط۪ينٍۚ | Elleżî ahsene kulle şey-in ḣalekah(u)vebedee ḣalka-l-insâni min tîn(in) | Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz |
| 8 | ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ مَٓاءٍ مَه۪ينٍۚ | Śumme ce’ale neslehu min sulâletin min mâ-in mehîn(in) | Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz |
| 9 | ثُمَّ سَوّٰيهُ وَنَفَخَ ف۪يهِ مِنْ رُوحِه۪ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ قَل۪يلًا مَا تَشْكُرُونَ | Śumme sevvâhu venefeḣa fîhi min rûhih(i)vece’ale lekumu-ssem’a vel-ebsâra vel-ef-ide(te)(c) kalîlen mâ teşkurûn | Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz |
| 10 | وَقَالُٓوا ءَاِذَا ضَلَلْنَا فِي الْاَرْضِ ءَاِنَّا لَف۪ي خَلْقٍ جَد۪يدٍۜ بَلْ هُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّهِمْ كَافِرُونَ | Ve kâlû e-iżâ dalâlnâ fî-l-ardi e-innâ lefî ḣalkin cedîd(in)(c) bel hum bilikâ-i rabbihim kâfirûn | Puta tapanlar: "Toprağa karışıp yok olduktan sonra yeniden mi yaratılacağız?" derler. Evet; onlar, Rab'lerine kavuşmayı inkar edenlerdir |
| 11 | قُلْ يَتَوَفّٰيكُمْ مَلَكُ الْمَوْتِ الَّذ۪ي وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ۟ | Kul yeteveffâkum meleku-lmevti-lleżî vukkile bikum śümme ilâ rabbikum turce’ûn | De ki: "Size vekil kılınan ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz |
| 12 | وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الْمُجْرِمُونَ نَاكِسُوا رُؤُ۫سِهِمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ رَبَّنَٓا اَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا اِنَّا مُوقِنُونَ | Velev terâ iżi-lmucrimûne nâkisû ruûsihim ‘inde rabbihim rabbenâ ebsarnâ vesemi’nâ ferci’nâ na’mel sâlihan innâ mûkinûn | Suçluları Rablerinin huzurunda, başları öne eğilmiş olarak: "Rabbimiz! Gördük, dinledik, artık bizi dünyaya geri çevir de iyi iş işleyelim; doğrusu kesin olarak inandık" derlerken bir görsen |
| 13 | وَلَوْ شِئْنَا لَاٰتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدٰيهَا وَلٰكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنّ۪ي لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَ | Velev şi/nâ leâteynâ kulle nefsin hudâhâ velâkin hakka-lkavlu minnî leemleenne cehenneme mine-lcinneti ve-nnâsi ecma’în | Biz dilesek herkese hidayet verirdik, fakat cehennemi tamamen cin ve insanlarla dolduracağıma dair Benden söz çıkmıştır |
| 14 | فَذُوقُوا بِمَا نَس۪يتُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَاۚ اِنَّا نَس۪ينَاكُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ | Feżûkû bimâ nesîtum likâe yevmikum hâżâ innâ nesînâkumveżûkû ‘ażâbe-lḣuldi bimâ kuntum ta’melûn | Bugüne kavuşmayı unutmanızın karşılığını görün; doğrusu Biz de sizi unuttuk, yaptıklarınıza karşılık ebedi azabı tadın" deriz |
| 15 | اِنَّمَا يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّدًا وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ ۩ | İnnemâ yu/minu bi-âyâtinâ-lleżîne iżâ żukkirû bihâ ḣarrû succeden vesebbehû bihamdi rabbihim vehum lâ yestekbirûn | Ayetlerimize ancak, kendilerine hatırlatıldığı zaman secdeye kapananlar, büyüklük taslamayarak Rablerini överek yüceltenler, vücudlarını yataklardan uzak tutup korkarak ve umarak Rablerine yalvaranlar ve verdiğimiz rızıklardan sarfedenler inanır |
| 16 | تَتَجَافٰى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًاۘ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ | Tetecâfâ cunûbuhum ‘ani-lmedâci’i yed’ûne rabbehum ḣavfen vetame’an vemimmâ razeknâhum yunfikûn | Ayetlerimize ancak, kendilerine hatırlatıldığı zaman secdeye kapananlar, büyüklük taslamayarak Rablerini överek yüceltenler, vücudlarını yataklardan uzak tutup korkarak ve umarak Rablerine yalvaranlar ve verdiğimiz rızıklardan sarfedenler inanır |
| 17 | فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَٓا اُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ اَعْيُنٍۚ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ | Felâ ta’lemu nefsun mâ uḣfiye lehum min kurrati a’yunin cezâen bimâ kânû ya’melûn | Yaptıklarına karşılık onlar için saklanan müjdeyi kimse bilmez |
| 18 | اَفَمَنْ كَانَ مُؤْمِنًا كَمَنْ كَانَ فَاسِقًاۜ لَا يَسْتَوُ۫نَ | Efemen kâne mu/minen kemen kâne fâsikâ(an)(c) lâ yestevûn | İnanan kimse yoldan çıkmış kimseye benzer mi? Bunlar bir olamazlar |
| 19 | اَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ جَنَّاتُ الْمَأْوٰىۘ نُزُلًا بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ | Emmâ-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti felehum cennâtu-lme/vâ nuzulen bimâ kânû ya’melûn | İnanıp yararlı iş işleyenlere gelince, onların yaptıklarına karşılık, varacakları cennet konakları vardır |
| 20 | وَاَمَّا الَّذ۪ينَ فَسَقُوا فَمَأْوٰيهُمُ النَّارُۜ كُلَّمَٓا اَرَادُٓوا اَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَٓا اُع۪يدُوا ف۪يهَا وَق۪يلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَ | Veemmâ-lleżîne fesekû feme/vâhumu-nnâr(u)kullemâ erâdû en yaḣrucû minhâ u’îdû fîhâ vekîle lehum żûkû ‘ażâbe-nnâri-lleżî kuntum bihi tukeżżibûn | Ama yoldan çıkanların, işte onların varacağı yer ateştir. Oradan çıkmak isteyişlerinin her defasında geri çevrilirler ve onlara: "Yalanlayıp, durduğunuz ateşin azabını tadın" denir |
| 21 | وَلَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الْاَدْنٰى دُونَ الْعَذَابِ الْاَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ | Velenużîkannehum mine-l’ażâbi-l-ednâ dûne-l’ażâbi-l-ekberi le’allehum yerci’ûn | Belki yollarından dönerler diye and olsun onlara büyük azabdan önce dünya azabından tattırırız |
| 22 | وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ ثُمَّ اَعْرَضَ عَنْهَاۜ اِنَّا مِنَ الْمُجْرِم۪ينَ مُنْتَقِمُونَ۟ | Vemen azlemu mimmen żukkira bi-âyâti rabbihi śümme a’rada ‘anhâ(c) innâ mine-lmucrimîne muntakimûn | Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim var mıdır? Şüphesiz suçlulardan öç alacağız |
| 23 | وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَلَا تَكُنْ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْ لِقَٓائِه۪ وَجَعَلْنَاهُ هُدًى لِبَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۚ | Velekad âteynâ mûsâ-lkitâbe felâ tekun fî miryetin min likâ-ih(i)vece’alnâhu huden libenî isrâ-îl | And olsun ki Musa'ya Kitap verdik; Sakın sen ona kavuşacağından şüphe etme. Musa'ya verdiğimizi İsrailoğullarına doğruluk rehberi kıldık |
| 24 | وَجَعَلْنَا مِنْهُمْ اَئِمَّةً يَهْدُونَ بِاَمْرِنَا لَمَّا صَبَرُواۜ وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يُوقِنُونَ | Vece’alnâ minhum e-immeten yehdûne bi-emrinâ lemmâ saberûvekânû bi-âyâtinâ yûkinûn | Sabredip ayetlerimize kesin olarak inanmalarından ötürü, aralarından, onları buyruğumuzla doğru yola götüren önderler yaptık |
| 25 | اِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ | İnne rabbeke huve yafsilu beynehum yevme-lkiyâmeti fîmâ kânû fîhi yaḣtelifûn | Muhakkak ki Rabbin ayrılığa düştükleri şeylerde kıyamet günü aralarında hükmedecektir |
| 26 | اَوَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ ف۪ي مَسَاكِنِهِمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍۜ اَفَلَا يَسْمَعُونَ | Eve lem yehdi lehum kem ehleknâ min kablihim mine-lkurûni yemşûne fî mesâkinihim(c) inne fî żâlike leâyât(in)efelâ yesme’ûn | Şimdi yurtlarında gezip dolaştıkları, kendilerinden önceki nice nesilleri yok etmiş olmamız onları doğru yola sevketmez mi? Bunlarda şüphesiz ibretler vardır. Dinlemezler mi |
| 27 | اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا نَسُوقُ الْمَٓاءَ اِلَى الْاَرْضِ الْجُرُزِ فَنُخْرِجُ بِه۪ زَرْعًا تَأْكُلُ مِنْهُ اَنْعَامُهُمْ وَاَنْفُسُهُمْۜ اَفَلَا يُبْصِرُونَ | Eve lem yerav ennâ nesûku-lmâe ilâ-l-ardi-lcuruzi fenuḣricu bihi zer’an te/kulu minhu en’âmuhum ve enfusuhumefelâ yubsirûn | Kuru yerlere suyu gönderip onunla hayvanlarının ve kendilerinin yedikleri ekinleri çıkardığımızı görmezler mi? Görmüyorlar mı |
| 28 | وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْفَتْحُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ | Veyekûlûne metâ hâżâ-lfethu in kuntum sâdikîn | Doğru söylüyorsanız bildirin bu hüküm ne zaman verilecektir?" derler |
| 29 | قُلْ يَوْمَ الْفَتْحِ لَا يَنْفَعُ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا ا۪يمَانُهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ | Kul yevme-lfethi lâ yenfe’u-lleżîne keferû îmânuhum velâ hum yunzarûn | De ki: "Hükmün verileceği gün inkarcılara ne inanmaları fayda verir ve ne de ertelenirler |
| 30 | فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَانْتَظِرْ اِنَّهُمْ مُنْتَظِرُونَ | Fea’rid ‘anhum ventazir innehum muntazirûn | Onları bırak, bekle; zaten onlar da senin akıbetini beklemektedirler |
Secde Suresi’nin Fazileti
Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdu: 'Kim Allah'ın kitabından bir harf okursa on sevap kazanır.' (Tirmizi)
Sık Sorulan Sorular
Secde Suresi kaç ayettir?
30 ayettir.
Secde Suresi Mekki mi Medeni mi?
Mekki dönemde inmiştir.
Secde Suresi kaçıncı cüzdedir?
21. cüzde yer almaktadır.
Secde Suresi Hakkında
Secde Suresi, Kur’an-ı Kerim’in 32. suresi olup Mekki döneminde nazil olmuştur. 30 ayetten oluşan bu mübarek sure, Kur’an’ın 21. cüzünde yer almaktadır. “Secde” anlamına gelen surenin adı, içeriğindeki en belirgin konu ya da ilk ayetindeki önemli bir kavramdan gelmektedir.
Secde Suresi, mekki dönemin ihtiyaçlarına ve o günkü Müslüman topluluğun sorularına cevap verecek biçimde şekillenmiştir. Ayetleri hem bireysel hem toplumsal boyutlarda derin anlamlar barındırmakta, inananları Allah’ı tanımaya, O’na kulluk etmeye ve doğru bir yaşam sürmeye davet etmektedir.
Müfessirler Secde Suresi’nin Kur’an bütünlüğü içindeki konumuna ve kendinden önceki ile sonraki surelerle kurduğu anlam ilişkisine dikkat çekmiştir. Sure, özgün üslubu ve içerdiği evrensel mesajlarla her çağda Müslümanların başvurduğu temel kaynaklardan biri olmaya devam etmektedir.
Secde Suresi’nin Mesajı ve Önemi
Secde Suresi, günümüz insanına Allah’a olan bağlılığı, sorumluluğu ve ahiret bilincini hatırlatan güçlü mesajlar içermektedir. Surenin temel çağrısı; Allah’ı gereği gibi tanımak, O’nun nimetlerine şükretmek ve verilen ömrü anlamlı biçimde değerlendirmektir.
Modern dünyanın getirdiği anlam arayışı, ahlaki çözülme ve bireysel yalnızlık karşısında Secde Suresi’nin mesajı şudur: Gerçek huzur ve anlam yalnızca Allah’a yönelmekte ve O’nun gösterdiği yolda yürümektedir. Surede yer alan uyarılar ve müjdeler, insanı hem korkutmak hem de umutlandırmak suretiyle dengeli ve bilinçli bir iman hayatına çağırır.
Hz. Peygamber (s.a.v.) “Kim Allah’ın kitabından bir harf okursa on sevap kazanır” buyurmuştur. Secde Suresi’ni anlayarak ve düşünerek okumak bu evrensel faziletin yanı sıra surenin özel içeriğiyle de kişiye büyük manevi kazanım sağlar.
Secde Suresi’nde Öne Çıkan Konular
Secde Suresi’nde öne çıkan başlıca konuların başında Allah’ın birliği ve yüceliği gelmektedir. Sure, Yüce Allah’ın sonsuz kudretini, sınırsız ilmini ve her şeyi kuşatan rahmetini çeşitli ayetlerle dile getirir. Bu temel inanç, surenin diğer tüm mesajlarına zemin oluşturur.
İkinci önemli konu ahiret sorumluluğu ve insanın bu dünyadaki sınav görevidir. Secde Suresi, insanı hayatın geçiciliği karşısında uyarırken kalıcı olanın ahiret yurdu olduğunu ve oradaki mutluluğun ancak dünyadaki doğru tercihlerle kazanılabileceğini vurgular. Surede yer alan kıssa veya örnekler bu mesajı somutlaştırarak kalıcı kılar.
Secde Suresi Sık Sorulan Sorular
Secde Suresi kaç ayettir?
Secde Suresi 30 ayetten oluşmaktadır.
Secde Suresi Mekki mi Medeni mi?
Secde Suresi Mekki dönemde nazil olmuştur. Mekki sureleri genel olarak iman ve tevhid konularını ağırlıklı biçimde ele alır.
Secde Suresi hangi cüzdedir?
Secde Suresi Kur’an-ı Kerim’in 21. cüzünde yer almaktadır.
Secde kelimesinin anlamı nedir?
Secde kelimesi Arapçada ‘Secde’ anlamına gelmektedir. Sure bu kavramı ya adında taşıyan önemli bir kıssayı ya da temel bir konuyu merkeze alır.
Secde Suresi’nin fazileti nedir?
Kur’an’ın tüm ayetleri aynı ilahi kaynaktan geldiğinden her surenin okunması büyük sevap kazandırır. Hz. Peygamber (s.a.v.) ‘Kim Allah’ın kitabından bir harf okursa on sevap kazanır’ buyurmuştur. Secde Suresi de bu kapsamda değerli bir ibadet kaynağıdır.
İlgili Sureler
Bir Cevap Yaz
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.