Saffat Suresi Okunuşu, Meali ve Anlamı

Saffat Suresi okunuşu, Türkçe meali ve anlamı. 37. sure, 182 ayet, Mekki döneminde inmiş. Arapça yazılış, Türkçe okunuş ve meal ile.

Google News Google News Flipboard Flipboard Sesli oku Yazıyı beğen Favorilere Ekle 0 Yorumlar
Daha fazla

Saffat Suresi okunuşu, Türkçe meali ve anlamıyla bu sayfada sunulmaktadır. Saffat Suresi, Kur’an-ı Kerim’in 37. suresi olup toplam 182 ayetten oluşmaktadır. Mekki dönemde inen bu sure 23. cüzde yer alır, “Saf Tutanlar” anlamına gelmektedir.

Sure No: 37. Sure
Toplam Ayet: 182 Ayet
İniş Yeri: Mekki
Anlamı: Saf Tutanlar
Cüz: 23. Cüz
Meal: Diyanet / quran-json

Saffat Suresi Okunuşu, Arapçası ve Türkçe Meali

Saffat Suresi okunuşu aşağıda tüm ayetleriyle verilmiştir.

Saffat Suresi okunuşu

Ayet Arapça Yazılış Türkçe Okunuş Türkçe Meal
1 وَالصَّٓافَّاتِ صَفًّاۙ Ve-ssâffâti saffâ Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
2 فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًاۙ Fe-zzâcirâti zecrâ Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
3 فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًاۙ Fe-ttâliyâti żikrâ Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
4 اِنَّ اِلٰهَكُمْ لَوَاحِدٌۜ İnne ilâhekum levâhid(un) Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
5 رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِۜ Rabbu-ssemâvâti vel-ardi vemâ beynehumâ ve rabbu-lmeşârik Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir
6 اِنَّا زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِز۪ينَةٍۨ الْكَوَاكِبِۙ İnnâ zeyyennâ-ssemâe-ddunyâ bizînetin(i)lkevâkib Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik
7 وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍۚ Ve hifzan min kulli şeytânin mârid(in) Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk
8 لَا يَسَّمَّعُونَ اِلَى الْمَلَاِ الْاَعْلٰى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍۗ Lâ yessemme’ûne ilâ-lmele-i-l-a’lâ veyukżefûne min kulli cânib(in) Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır
9 دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌۙ Duhûrâ(an)velehum ‘ażâbun vâsib(un) Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır
10 اِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ İllâ men ḣatife-lḣatfete feetbe’ahu şihâbun śâkib(un) Hele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir
11 فَاسْتَفْتِهِمْ اَهُمْ اَشَدُّ خَلْقًا اَمْ مَنْ خَلَقْنَاۜ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ ط۪ينٍ لَازِبٍ Festeftihim ehum eşeddu ḣalkan em men ḣalaknâ(c) innâ ḣalaknâhum min tînin lâzib(in) Allah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır
12 بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَۖ Bel ‘acibte veyesḣarûn Evet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar
13 وَاِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَۖ Ve-iżâ żukkirû lâ yeżkurûn Onlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler
14 وَاِذَا رَاَوْا اٰيَةً يَسْتَسْخِرُونَۖ Ve-iżâ raev âyeten yestesḣirûn Bir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar
15 وَقَالُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ Ve kâlû in hâżâ illâ sihrun mubîn(un) Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler
16 ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ E-iżâ mitnâ vekunnâ turâben ve’izâmen e-innâ lemeb’ûśûn Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler
17 اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَۜ Eve âbâunâ-l-evvelûn Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler
18 قُلْ نَعَمْ وَاَنْتُمْ دَاخِرُونَۚ Kul ne’am ve entum dâḣirûn De ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak
19 فَاِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَاِذَا هُمْ يَنْظُرُونَ Fe-innemâ hiye zecratun vâhidetun fe-iżâ hum yenzurûn Tek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar
20 وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هٰذَا يَوْمُ الدّ۪ينِ Ve kâlû yâ veylenâ hâżâ yevmu-ddîn Şöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür
21 هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَ۟ Hâżâ yevmu-lfasli-lleżî kuntum bihi tukeżżibûn Onlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir
22 اُحْشُرُوا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا وَاَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَۙ Uhşurû-lleżîne zalemû ve ezvâcehum vemâ kânû ya’budûn İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun
23 مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَاهْدُوهُمْ اِلٰى صِرَاطِ الْجَح۪يمِۙ Min dûni(A)llâhi fehdûhum ilâ sirâti-lcahîm İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun
24 وَقِفُوهُمْ اِنَّهُمْ مَسْؤُ۫لُونَۙ Vekifûhum innehum mes-ûlûn Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır
25 مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ Mâ lekum lâ tenâsarûn Şöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz
26 بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ Bel humu-lyevme musteslimûn Hayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır
27 وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ Ve akbele ba’duhum ‘alâ ba’din yetesâelûn Birbirlerine dönüp soruşurlar
28 قَالُٓوا اِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَم۪ينِ Kâlû innekum kuntum te/tûnenâ ‘ani-lyemîn İleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler
29 قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَۚ Kâlû bel lem tekûnû mu/minîn Onlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz
30 وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍۚ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طَاغ۪ينَ Vemâ kâne lenâ ‘aleykum min sultân(in)bel kuntum kavmen tâġîn Bizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz
31 فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَاۗ اِنَّا لَذَٓائِقُونَ Fehakka ‘aleynâ kavlu rabbinâinnâ leżâ-ikûn Bu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız
32 فَاَغْوَيْنَاكُمْ اِنَّا كُنَّا غَاو۪ينَ Feaġveynâkum innâ kunnâ ġâvîn Sizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık
33 فَاِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ Fe-innehum yevme-iżin fî-l’ażâbi muşterikûn O gün hepsi azabda birleşirler
34 اِنَّا كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِم۪ينَ İnnâ keżâlike nef’alu bilmucrimîn Doğrusu suçlulara böyle yaparız
35 اِنَّهُمْ كَانُٓوا اِذَا ق۪يلَ لَهُمْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ يَسْتَكْبِرُونَۙ İnnehum kânû iżâ kîle lehum lâ ilâhe illa(A)llâhu yestekbirûn Onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler
36 وَيَقُولُونَ اَئِنَّا لَتَارِكُٓوا اٰلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍۜ Ve yekûlûne e-innâ letârikû âlihetinâ lişâ’irin mecnûn(in) Deli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi
37 بَلْ جَٓاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَل۪ينَ Bel câe bilhakki vesaddeka-lmurselîn Hayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı
38 اِنَّكُمْ لَذَٓائِقُوا الْعَذَابِ الْاَل۪يمِۚ İnnekum leżâ-ikû-l’ażâbi-l-elîm Şüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız
39 وَمَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ Vemâ tuczevne illâ mâ kuntum ta’melûn Yaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız
40 اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ İllâ ‘ibâda(A)llâhi-lmuḣlesîn Ancak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır
41 اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌۙ Ulâ-ike lehum rizkun ma’lûm(un) İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur
42 فَوَاكِهُۚ وَهُمْ مُكْرَمُونَۙ Fevâkih(u)vehum mukramûn İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur
43 ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِۙ Fî cennâti-nna’îm İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur
44 عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِل۪ينَ ‘Alâ sururin mutekâbilîn İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur
45 يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ Yutâfu ‘aleyhim bike/sin min me’în(in) Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur
46 بَيْضَٓاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِب۪ينَۚ Beydâe leżżetin lişşâribîn Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur
47 لَا ف۪يهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ Lâ fîhâ ġavlun velâ hum ‘anhâ yunzefûn Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur
48 وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ ع۪ينٌۙ Ve ’indehum kâsirâtu-ttarfi ‘în(un) Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır
49 كَاَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ Keennehunne beydun meknûn(un) Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır
50 فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ Feakbele ba’duhum ‘alâ ba’din yetesâelûn Birbirlerine dönüp sorarlar
51 قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ اِنّ۪ي كَانَ ل۪ي قَر۪ينٌۙ Kâle kâ-ilun minhum innî kâne lî karîn(un) İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi
52 يَقُولُ اَئِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّق۪ينَ Yekûlu e-inneke lemine-lmusaddikîn İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi
53 ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَد۪ينُونَ E-iżâ mitnâ vekunnâ turâben ve ’izâmen e-innâ lemedînûn İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi
54 قَالَ هَلْ اَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ Kâle hel entum muttali’ûn Yanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der
55 فَاطَّلَعَ فَرَاٰهُ ف۪ي سَوَٓاءِ الْجَح۪يمِ Fettale’a feraâhu fî sevâ-i-lcahîm Bir bakar onu cehennemin ortasında görür
56 قَالَ تَاللّٰهِ اِنْ كِدْتَ لَتُرْد۪ينِۙ Kâle ta(A)llâhi in kidte leturdîn Ona der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin
57 وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبّ۪ي لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَر۪ينَ Velevlâ ni’metu rabbî lekuntu mine-lmuhdarîn Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum
58 اَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّت۪ينَۙ Efemâ nahnu bimeyyitîn Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha
59 اِلَّا مَوْتَتَنَا الْاُو۫لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَ İllâ mevtetenâ-l-ûlâ vemâ nahnu bimu’ażżebîn Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha
60 اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ İnne hâżâ lehuve-lfevzu-l’azîm İşte büyük kurtuluş şüphesiz budur
61 لِمِثْلِ هٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ Limiśli hâżâ felya’meli-l’âmilûn Çalışanlar bunun için çalışsın
62 اَذٰلِكَ خَيْرٌ نُزُلًا اَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ Eżâlike ḣayrun nuzulen em şeceratu-zzakkûm Konukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı
63 اِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِم۪ينَ İnnâ ce’alnâhâ fitneten lizzâlimîn Biz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık
64 اِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ ف۪ٓي اَصْلِ الْجَح۪يمِۙ İnnehâ şeceratun taḣrucu fî asli-lcahîm O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır
65 طَلْعُهَا كَاَنَّهُ رُؤُ۫سُ الشَّيَاط۪ينِ Tal’uhâ keennehu ruûsu-şşeyâtîn Tomurcukları şeytan başı gibidir
66 فَاِنَّهُمْ لَاٰكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۜ Fe-innehum leâkilûne minhâ femâli-ûne minhâ-lbutûn İşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar
67 ثُمَّ اِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِنْ حَم۪يمٍۚ Śumme inne lehum ‘aleyhâ leşevben min hamîm(in) Sonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir
68 ثُمَّ اِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَاِلَى الْجَح۪يمِ Śumme inne merci’ahum le-ilâ-lcahîm Doğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir
69 اِنَّهُمْ اَلْفَوْا اٰبَٓاءَهُمْ ضَٓالّ۪ينَۙ İnnehum elfev âbâehum dâllîn Onlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı
70 فَهُمْ عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ Fehum ‘alâ âśârihim yuhra’ûn Öyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı
71 وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ اَكْثَرُ الْاَوَّل۪ينَۙ Velekad dalle kablehum ekśeru-l-evvelîn Onlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı
72 وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا ف۪يهِمْ مُنْذِر۪ينَ Velekad erselnâ fîhim munżirîn And olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik
73 فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَر۪ينَۙ Fenzur keyfe kâne ‘âkibetu-lmunżerîn Uyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak
74 اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ۟ İllâ ‘ibâda(A)llâhi-lmuḣlasîn Allah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır
75 وَلَقَدْ نَادٰينَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُج۪يبُونَۚ Velekad nâdânâ nûhun feleni’me-lmucîbûn And olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik
76 وَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۘ Venecceynâhu ve ehlehu mine-lkerbi-l’azîm Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık
77 وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الْبَاق۪ينَۘ Vece’alnâ żurriyyetehu humu-lbâkîn Ancak onun soyunu sürekli kıldık
78 وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَۘ Veteraknâ ‘aleyhi fî-l-âḣirîn Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık
79 سَلَامٌ عَلٰى نُوحٍ فِي الْعَالَم۪ينَ Selâmun ‘alâ nûhin fî-l’âlemîn Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık
80 اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ İnnâ keżâlike neczî-lmuhsinîn İşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız
81 اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ İnnehu min ‘ibâdinâ-lmu/minîn Doğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı
82 ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَر۪ينَ Śumme aġraknâ-l-âḣarîn Sonra, diğerlerini suda boğduk
83 وَاِنَّ مِنْ ش۪يعَتِه۪ لَاِبْرٰه۪يمَۢ Ve-inne min şî’atihi le-ibrâhîm İbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı
84 اِذْ جَٓاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍ İż câe rabbehu bikalbin selîm(in) Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi
85 اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَاذَا تَعْبُدُونَۚ İż kâle li-ebîhi ve kavmihi mâżâ ta’budûn İbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: "Nelere kulluk ediyorsunuz
86 اَئِفْكًا اٰلِهَةً دُونَ اللّٰهِ تُر۪يدُونَۜ E-ifken âliheten dûna(A)llâhi turîdûn Allah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz
87 فَمَا ظَنُّكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ Femâ zannukum birabbi-l’âlemîn Alemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir
88 فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِۙ Fenezara nezraten fî-nnucûm İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi
89 فَقَالَ اِنّ۪ي سَق۪يمٌ Fekâle innî sekîm(un) İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi
90 فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِر۪ينَ Fetevellev ‘anhu mudbirîn Onu bırakıp gittiler
91 فَرَاغَ اِلٰٓى اٰلِهَتِهِمْ فَقَالَ اَلَا تَأْكُلُونَۚ Ferâġa ilâ âlihetihim fekâle elâ te/kulûn O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi
92 مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ Mâ lekum lâ tentikûn O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi
93 فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَم۪ينِ Ferâġa ‘aleyhim darben bilyemîn Sonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu
94 فَاَقْبَلُٓوا اِلَيْهِ يَزِفُّونَ Feakbelû ileyhi yeziffûn Bunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler
95 قَالَ اَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَۙ Kâle eta’budûne mâ tenhitûn İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır
96 وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ Va(A)llâhu ḣalekakum vemâ ta’melûn İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır
97 قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَاَلْقُوهُ فِي الْجَح۪يمِ Kâlû-bnû lehu bunyânen feelkûhu fî-lcahîm Putperestler: "Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın" dediler
98 فَاَرَادُوا بِه۪ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَسْفَل۪ينَ Fe-erâdû bihi keyden fece’alnâhumu-l-esfelîn Ona düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik
99 وَقَالَ اِنّ۪ي ذَاهِبٌ اِلٰى رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ Vekâle innî żâhibun ilâ rabbî seyehdîn İbrahim: "Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir" dedi
100 رَبِّ هَبْ ل۪ي مِنَ الصَّالِح۪ينَ Rabbi heb lî mine-ssâlihîn Rabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver" diye yalvardı
101 فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَل۪يمٍ Febeşşernâhu biġulâmin halîm(in) Biz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik
102 فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ اِنّ۪ٓي اَرٰى فِي الْمَنَامِ اَنّ۪ٓي اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰىۜ قَالَ يَٓا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُۘ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِر۪ينَ Felemmâ belaġa me’ahu-ssa’ye kâle yâ buneyye innî erâ fî-lmenâmi ennî eżbehuke fenzur mâżâ terâ(c) kâle yâ ebeti-f’al mâ tu/mer(u)setecidunî in şâa(A)llâhu mine-ssâbirîn Çocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: "Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin" dedi
103 فَلَمَّٓا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَب۪ينِۚ Felemmâ eslemâ vetellehu lilcebîn Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik
104 وَنَادَيْنَاهُ اَنْ يَٓا اِبْرٰه۪يمُۙ Venâdeynâhu en yâ ibrâhîm Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik
105 قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَاۚ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ Kad saddekte-rru/yâ(c) innâ keżâlike neczî-lmuhsinîn Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik
106 اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْبَلٰٓؤُ۬ا الْمُب۪ينُ İnne hâżâ lehuve-lbelâu-lmubîn Doğrusu bu apaçık bir deneme idi
107 وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظ۪يمٍ Ve fedeynâhu biżibhin ‘azîm(in) Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik
108 وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ Ve teraknâ ‘aleyhi fî-l-âḣirîn Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık
109 سَلَامٌ عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ Selâmun ‘alâ ibrâhîm Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık
110 كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ Keżâlike neczî-lmuhsinîn İşte iyileri böylece mükafatlandırırız
111 اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ İnnehu min ‘ibâdinâ-lmu/minîn Doğrusu o, inanmış kullarımızdandı
112 وَبَشَّرْنَاهُ بِاِسْحٰقَ نَبِيًّا مِنَ الصَّالِح۪ينَ Ve beşşernâhu bi-ishâka nebiyyen mine-ssâlihîn Ona, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik
113 وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلٰٓى اِسْحٰقَۜ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ مُب۪ينٌ۟ Ve bâraknâ ‘aleyhi ve ’alâ ishâk(a)(c) vemin żurriyyetihimâ muhsinun vezâlimun linefsihi mubîn(un) Kendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır
114 وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَۚ Velekad menennâ ‘alâ mûsâ ve hârûn And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk
115 وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۚ Ve necceynâhumâ ve kavmehumâ mine-lkerbi-l’azîm İkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık
116 وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَۚ Ve nasarnâhum fekânû humu-lġâlibîn Onlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi
117 وَاٰتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَب۪ينَۚ Ve âteynâhumâ-lkitâbe-lmustebîn Her ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik
118 وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۚ Ve hedeynâhumâ-ssirâta-lmustakîm Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik
119 وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْاٰخِر۪ينَ Ve teraknâ ‘aleyhimâ fî-l-âḣirîn Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık
120 سَلَامٌ عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَ Selâmun ‘alâ mûsâ ve hârûn Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık
121 اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ İnnâ keżâlike neczî-lmuhsinîn Doğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız
122 اِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ İnnehumâ min ‘ibâdinâ-lmu/minîn İkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı
123 وَاِنَّ اِلْيَاسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ Ve-inne ilyâse lemine-lmurselîn Doğrusu İlyas da peygamberlerdendir
124 اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَلَا تَتَّقُونَ İż kâle likavmihi elâ tettekûn Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti
125 اَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ اَحْسَنَ الْخَالِق۪ينَۙ Eted’ûne ba’len ve teżerûne ahsene-lḣâlikîn Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti
126 اَللّٰهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ (A)llâhe rabbekum ve rabbe âbâ-ikumu-l-evvelîn Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti
127 فَكَذَّبُوهُ فَاِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ Fekeżżebûhu fe-innehum lemuhdarûn Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi
128 اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ İllâ ‘ibâda(A)llâhi-lmuḣlasîn Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi
129 وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ Veteraknâ ‘aleyhi fî-l-âḣirîn Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık
130 سَلَامٌ عَلٰٓى اِلْ‌يَاس۪ينَ Selâmun ‘alâ ilyâsîn Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık
131 اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ İnnâ keżâlike neczî-lmuhsinîn Doğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız
132 اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ İnnehu min ‘ibâdinâ-lmu/minîn O, inanmış kullarımızdandı
133 وَاِنَّ لُوطًا لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ Ve-inne lûtan lemine-lmurselîn Şüphesiz Lut da peygamberlerdendir
134 اِذْ نَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اَجْمَع۪ينَۙ İż necceynâhu ve ehlehu ecma’în Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık
135 اِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِر۪ينَ İllâ ‘acûzen fî-lġâbirîn Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık
136 ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاٰخَر۪ينَ Śumme demmernâ-l-âḣarîn Sonra diğerlerini yok etmiştik
137 وَاِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِمْ مُصْبِح۪ينَۙ Ve-innekum letemurrûne ‘aleyhim musbihîn Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz
138 وَبِالَّيْلِۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟ Vebilleyl(i)(k) efelâ ta’kilûn Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz
139 وَاِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ Ve-inne yûnuse lemine-lmurselîn Doğrusu Yunus da peygamberlerdendir
140 اِذْ اَبَقَ اِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۙ İż ebeka ilâ-lfulki-lmeşhûn Dolu bir gemiye kaçmıştı
141 فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ الْمُدْحَض۪ينَۚ Fesâheme fekâne mine-lmudhadîn Gemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı
142 فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُل۪يمٌ Feltekamehu-lhûtu vehuve mulîm(un) Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu
143 فَلَوْلَٓا اَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّح۪ينَۙ Felevlâ ennehu kâne mine-lmusebbihîn Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı
144 لَلَبِثَ ف۪ي بَطْنِه۪ٓ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ Lelebiśe fî batnihi ilâ yevmi yub’aśûn Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı
145 فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَٓاءِ وَهُوَ سَق۪يمٌۚ Fenebeżnâhu bil’arâ-i vehuve sekîm(un) Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık
146 وَاَنْبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِنْ يَقْط۪ينٍۚ Ve enbetnâ ‘aleyhi şeceraten min yaktîn(in) Onun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik
147 وَاَرْسَلْنَاهُ اِلٰى مِائَةِ اَلْفٍ اَوْ يَز۪يدُونَۚ Ve erselnâhu ilâ mi-eti elfin ev yezîdûn Onu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik
148 فَاٰمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ اِلٰى ح۪ينٍۜ Feâmenû femetta’nâhum ilâ hîn(in) Sonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik
149 فَاسْتَفْتِهِمْ اَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَۙ Festeftihim elirabbike-lbenâtu velehumu-lbenûn Putperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı
150 اَمْ خَلَقْنَا الْمَلٰٓئِكَةَ اِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ Em ḣalaknâ-lmelâ-ikete inâśen vehum şâhidûn Yoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler
151 اَلَٓا اِنَّهُمْ مِنْ اِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَۙ Elâ innehum min ifkihim leyekûlûn Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar
152 وَلَدَ اللّٰهُۙ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ Veleda(A)llâhu ve-innehum lekâżibûn Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar
153 اَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَن۪ينَۜ Estafâ-lbenâti ‘alâ-lbenîn Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş
154 مَا لَكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَ Mâ lekum keyfe tahkumûn Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz
155 اَفَلَا تَذَكَّرُونَۚ Efelâ teżekkerûn Hiç düşünmez misiniz
156 اَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُب۪ينٌۙ Em lekum sultânun mubîn(un) Yoksa apaçık bir deliliniz mi var
157 فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ Fe/tû bikitâbikum in kuntum sâdikîn Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım
158 وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًاۜ وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ اِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ Vece’alû beynehu vebeyne-lcinneti nesebâ(en)(c) velekad ‘alimeti-lcinnetu innehum lemuhdarûn Allah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler
159 سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَۙ Subhâna(A)llâhi ‘ammâ yasifûn Allah onların vasıflandırmalarından münezzehtir
160 اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ İllâ ‘ibâda(A)llâhi-lmuḣlasîn Allah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır
161 فَاِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَۙ Fe-innekum vemâ ta’budûn Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz
162 مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِن۪ينَۙ Mâ entum ‘aleyhi bifâtinîn Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz
163 اِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَح۪يمِ İllâ men huve sâli-lcahîm Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz
164 وَمَا مِنَّٓا اِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ Vemâ minnâ illâ lehu makâmun ma’lûm(un) Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz
165 وَاِنَّا لَنَحْنُ الصَّٓافُّونَۚ Ve-innâ lenahnu-ssâffûn Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz
166 وَاِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ Ve-innâ lenahnu-lmusebbihûn Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz
167 وَاِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَۙ Ve-in kânû leyekûlûn Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi
168 لَوْ اَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ Lev enne ‘indenâ żikran mine-l-evvelîn Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi
169 لَكُنَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ Lekunnâ ‘ibâda(A)llâhi-lmuḣlasîn Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi
170 فَكَفَرُوا بِه۪ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ Fekeferû bih(i)fesevfe ya’lemûn Böyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir
171 وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَل۪ينَۚ Velekad sebekat kelimetunâ li’ibâdinâ-lmurselîn And olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir
172 اِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَۖ İnnehum lehumu-lmensûrûn Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir
173 وَاِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ Ve-inne cundenâ lehumu-lġâlibûn Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir
174 فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى ح۪ينٍۙ Fetevelle ‘anhum hattâ hîn(in) Bir süreye kadar onlara aldırış etme
175 وَاَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ Ve ebsirhum fesevfe yubsirûn Onlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir
176 اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ Efebi’ażâbinâ yesta’cilûn Azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar
177 فَاِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَٓاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَر۪ينَ Fe-iżâ nezele bisâhatihim fesâe sabâhu-lmunżerîn O azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur
178 وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى ح۪ينٍۙ Vetevelle ‘anhum hattâ hîn(in) Bir süreye kadar onlardan yüz çevir
179 وَاَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ Ve ebsir fesevfe yubsirûn İnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir
180 سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَۚ Subhâne rabbike rabbi-l’izzeti ‘ammâ yasifûn Senin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir
181 وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَل۪ينَۚ Ve selâmun ‘alâ-lmurselîn Ve selam, peygamberleredir
182 وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ Velhamdu li(A)llâhi rabbi-l’âlemîn Hamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır

Saffat Suresi’nin Fazileti

Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdu: 'Kim Allah'ın kitabından bir harf okursa on sevap kazanır.' (Tirmizi)

Sık Sorulan Sorular

Saffat Suresi kaç ayettir?
182 ayettir.

Saffat Suresi Mekki mi Medeni mi?
Mekki dönemde inmiştir.

Saffat Suresi kaçıncı cüzdedir?
23. cüzde yer almaktadır.

Saffat Suresi Hakkında

Saffat Suresi, Kur’an-ı Kerim’in 37. suresi olup Mekki döneminde nazil olmuştur. 182 ayetten oluşan bu mübarek sure, Kur’an’ın 23. cüzünde yer almaktadır. “Saf Tutanlar” anlamına gelen surenin adı, içeriğindeki en belirgin konu ya da ilk ayetindeki önemli bir kavramdan gelmektedir.

Saffat Suresi, mekki dönemin ihtiyaçlarına ve o günkü Müslüman topluluğun sorularına cevap verecek biçimde şekillenmiştir. Ayetleri hem bireysel hem toplumsal boyutlarda derin anlamlar barındırmakta, inananları Allah’ı tanımaya, O’na kulluk etmeye ve doğru bir yaşam sürmeye davet etmektedir.

Müfessirler Saffat Suresi’nin Kur’an bütünlüğü içindeki konumuna ve kendinden önceki ile sonraki surelerle kurduğu anlam ilişkisine dikkat çekmiştir. Sure, özgün üslubu ve içerdiği evrensel mesajlarla her çağda Müslümanların başvurduğu temel kaynaklardan biri olmaya devam etmektedir.

Saffat Suresi’nin Mesajı ve Önemi

Saffat Suresi, günümüz insanına Allah’a olan bağlılığı, sorumluluğu ve ahiret bilincini hatırlatan güçlü mesajlar içermektedir. Surenin temel çağrısı; Allah’ı gereği gibi tanımak, O’nun nimetlerine şükretmek ve verilen ömrü anlamlı biçimde değerlendirmektir.

Modern dünyanın getirdiği anlam arayışı, ahlaki çözülme ve bireysel yalnızlık karşısında Saffat Suresi’nin mesajı şudur: Gerçek huzur ve anlam yalnızca Allah’a yönelmekte ve O’nun gösterdiği yolda yürümektedir. Surede yer alan uyarılar ve müjdeler, insanı hem korkutmak hem de umutlandırmak suretiyle dengeli ve bilinçli bir iman hayatına çağırır.

Hz. Peygamber (s.a.v.) “Kim Allah’ın kitabından bir harf okursa on sevap kazanır” buyurmuştur. Saffat Suresi’ni anlayarak ve düşünerek okumak bu evrensel faziletin yanı sıra surenin özel içeriğiyle de kişiye büyük manevi kazanım sağlar.

Saffat Suresi’nde Öne Çıkan Konular

Saffat Suresi’nde öne çıkan başlıca konuların başında Allah’ın birliği ve yüceliği gelmektedir. Sure, Yüce Allah’ın sonsuz kudretini, sınırsız ilmini ve her şeyi kuşatan rahmetini çeşitli ayetlerle dile getirir. Bu temel inanç, surenin diğer tüm mesajlarına zemin oluşturur.

İkinci önemli konu ahiret sorumluluğu ve insanın bu dünyadaki sınav görevidir. Saffat Suresi, insanı hayatın geçiciliği karşısında uyarırken kalıcı olanın ahiret yurdu olduğunu ve oradaki mutluluğun ancak dünyadaki doğru tercihlerle kazanılabileceğini vurgular. Surede yer alan kıssa veya örnekler bu mesajı somutlaştırarak kalıcı kılar.

Saffat Suresi Sık Sorulan Sorular

Saffat Suresi kaç ayettir?

Saffat Suresi 182 ayetten oluşmaktadır.

Saffat Suresi Mekki mi Medeni mi?

Saffat Suresi Mekki dönemde nazil olmuştur. Mekki sureleri genel olarak iman ve tevhid konularını ağırlıklı biçimde ele alır.

Saffat Suresi hangi cüzdedir?

Saffat Suresi Kur’an-ı Kerim’in 23. cüzünde yer almaktadır.

Saffat kelimesinin anlamı nedir?

Saffat kelimesi Arapçada ‘Saf Tutanlar’ anlamına gelmektedir. Sure bu kavramı ya adında taşıyan önemli bir kıssayı ya da temel bir konuyu merkeze alır.

Saffat Suresi’nin fazileti nedir?

Kur’an’ın tüm ayetleri aynı ilahi kaynaktan geldiğinden her surenin okunması büyük sevap kazandırır. Hz. Peygamber (s.a.v.) ‘Kim Allah’ın kitabından bir harf okursa on sevap kazanır’ buyurmuştur. Saffat Suresi de bu kapsamda değerli bir ibadet kaynağıdır.

İlgili Sureler


Bu yazıya tepkin ne?

Yazar Hakkında

Benzer Yazılar

Bir Cevap Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.

0/30 karakter